Geçen haftaki yazımızı aşağıdaki sorularla bitirmiştik hatırlarsanız.

‘’ Peki kabulün bize ne faydası var? Diyelim ki kabul ettik sonra ne yapacağız? ‘’

İyi ya da kötü bir gerçeği kabul etmek en önce sakin kafayla düşünebilmeyi, ani kararlardan, ani hareketlerden kaçınıp, önce olayı sükunetle analiz etmeyi sağlar.

Örneğin, sevgilinizin sizi aldattığını öğrendiniz. Evet gerçekten çok üzücü, acı veren, nefes almanın zorlaştığı bir durum. Fakat karşınızdakine saldırmak, sağa sola bağırıp çağırmak, isyan etmek, hemen intikam almak düşüncesiyle türlü türlü kötü davranışlar sergilemek size iyi gelmeyecek.

Öncelikle, birçok kişi aldatılabiliyorsa bu hayatta, ben de aldatılabilirim diye kabul etmek lazım. Benim herkesten ayrı bir özelliğim yok. Ne kadar emek vermiş olursanız olun, ne kadar dürüst ve özverili davranmış olursanız olun, Dünya böyle bir olayın yaşanabildiği bir yer ve konunun sizin güzel ya da çirkin, zengin ya da fakir, eğitimli ya da eğitimsiz olmanız gibi nedenlerle hiçbir ilgisi yok. Aldatmanın herhangi bir nedene dayandırılarak açıklanabilmesi de mümkün değil zaten. Tamamen karşınızdaki insanın kişiliğinde, iç dünyasında bulunan bir eksiklik, bir sorun, bir problem nedeniyle meydan gelen ve kendisi bu eksikliğinin farkındalığına varıp çözmek istemediği sürece hiç kimsenin zorla birşey yapamayacağı bir durum. İşte bu nedenle sizinle ilgisi olmayan bu durumu önce kabul etmek lazım. Kabul edip sakinleştikten sonra ise kendinize dönüp belirli bir süre acıdan kaçınmak yerine acının size ne anlatmaya çalıştığını dinlemeniz lazım. Bu acı size ne öğretmek istiyor, ne anlatmak istiyor ve sizin hangi ihtiyacınızı size hatırlatmak için var, bunu anlamaya çalışmak lazım. Örneğin bu acı kendimize aşağıdaki soruları sormamızı istiyor olabilir.

-Senin için doğru olan insanla birlikte misin?

-İnsanlara çok güvenip, çok bağlanmadan önce onları tanımak için yeterince çaba sarfediyor musun?

-Hayatta başına bu ve bunun gibi birçok olumsuz durum gelebilir, sen hazırlıklı mısın? Yani hayatında hiç kimse olmasa da kendinle mutlu yaşamayı, kendi ekonomik bağımsızlığını, kendi yaşam tarzını gayet güzel bir şekilde sağlayabiliyor musun?

İşte bu noktadan sonra farkındalık, öğrenme, ders çıkarma ve nihai olarak insanın gelişmesi söz konusu oluyor. Yani acı nedeniyle savrulmak yerine, acıyı önce kabul ile karşılarsak, sonrasında o acı bizim için iyi bir öğretmene dönüşüyor.

Veya verdiğim örneğin tam tersi olsun, bu sefer siz aldattınız birlikte olduğunuz kişiyi diyelim (aldatmayı alışkanlık haline getirmiş ve normal gören insanlardan bahsetmiyorum). Hayatınızda böyle bir hatayı ilk defa yaptıysanız ve çok fazla acı çekiyorsanız, suçluluk duyuyorsanız, vicdan azabı çekiyorsanız, herşeyden önce bunları hissetmeniz zaten çok normal ve çok doğal. Aksi durum hastalıklı bir yapıyı ifade eder. Peki uzunca bir süre ‘’ben bunu nasıl yaparım, ben bunu asla yapamazdım, ben bunu yapanları şiddetle eleştirirken kendim nasıl yaptım … ‘’ gibi isyanlarla sürekli kendinizi yargılamanız, kendinizden nefret etmeniz, yaşam enerjinizin tamamen ölmesi sizi nereye götürür? Siz de insan olduğunuza göre siz de hata yapabilirsiniz istemeden de olsa. Bunun bedelini de mutlaka ödersiniz zaten. Ama acıyı ızdıraba, işkenceye dönüştürmeden, bir süre sonra bunun her insanın başına gelebilecek bir şey olabildiğini kabul etmek, bu hatadan bu acıdan öğrenmen gereken sana ait çok önemli eksik taraflarının olduğunu tespit etmek, bu eksiklerinin farkındalığına varıp onları düzeltmek, doğru olanı öğrenmek, sizi yine geliştirecek ve olgunlaştıracaktır. Hayatınızın geri kalanında aynı hatayı tekrar yapmamak adına çok önemli bir tecrübe yaşanmış olacaktır. Bu durumda da acı yine bizim için iyi bir öğretmene dönüşür. DEVAMI HAFTAYA …