Hiçbir konuda aşırıya kaçmak güzel bir sonuç vermiyor. Tüm aşırılıklar insana günün sonunda mutlaka zarar veriyor…

Bu dünya hayatında bir insana ya da bir nesneye ya da bir ideolojiye veya herhangi bir şeye aşırı düşkünlük göstermek, o kişiye/şeye yoğun bir hassasiyet, yüksek bir kırılganlık ve esneklikten uzak, katı bir düşünce-davranış hali doğuruyor maalesef. Aşırıya kaçtığınız her durumda, meydana gelen ufacık bir değişiklik bile sizi ciddi şekilde etkiliyor. Bir tür bağımlılık gelişiyor ve etkilenme oranınız çok yükseliyor.

Mesela bir annenin çocuğuna karşı aşırı düşkünlük göstermesi, sürekli olarak çocuğun yanında bulunmaya çalışmasına, herşeyini kontrol etmeye çalışmasına, çocukla ilgili en ufak bir sorunda bile yoğun kaygı, üzüntü, panik yaşamasına neden oluyor. Bu ise annenin kaliteli veya en azından normal bir gündelik yaşam sürmesini bir hayli engelliyor.

Diğer bir örnek verecek olursak, siyasi bir partiye aşırı düşkünlük gösteren bir insan o partinin yaptığı hataları göremez olduğu gibi, küçücük bir eleştiriye bile saldırganlıkla öfkeyle yanıt veriyor. Yine futbol takımına düşkün biri fanatizm noktasına gelip, yenilgi durumunda ya da eleştirildikleri durumda kendisine veya çevresine zarar verecek noktaya ulaşabiliyor.

Tabi bir de aşkı takıntıya dönüştüren, aşırılık gösteren insanlar var. Sevdiği!!! kişiye kıskançlıkla, özgürlük alanı tanımaksızın, kendi alanına hapsetmeye çalışarak, belki ölümle tehdit edecek noktalara getirip haddini aşabilir. Kendisine de partnerine de çok büyük acılar yaşatır.

Yeme, içme, hareketsizlik, oyun …  her ne olursa olsun aşırıya kaçan herşey bize ve bazen çevremizdekilere zarar verir. Bu yüzden bir yerde kontrolümüzün kaçtığını farkediyorsak üzerinde bilinçli şekilde çalışmamız ve normalleşmemiz lazım. Farkında olmak çözüm için ilk adım. Bunun için de davranışlarımızı, duygularımızı, düşüncelerimizi gözlemlememiz, bize ne anlatıyorlar diye dinlememiz, duymamız lazım. 😊